Kalbim yeni dökülmüş bir asfalt yolda öğle sıcağında yürümüş gibi ...
Sensizliği , sessizlikle yoğurdum ,
Susarsam belki ölürsün dedim bu içimdeki koca mabette,
Ardından her yıl dönümünde ölüm tarihinin,
Bir gül , bir iki damla nem bırakırım seni gömdüğüm nadasa bırakılmış yoksul topraklarıma...
Sende herkes gibi bir anı olarak kalırsın dimağımın sazlık kıyılarında,
Belki birgün ağustos böceğinin şarkısında bulurum seni yitimim,
Belki bir akşam serinliğinde perdelerimi okşayan meltem küçücük avuç içlerinde,
Kokunu uzaklardan taşıyıp bana getirir...
Bu yüzden ölmelisin güzel yüzün gözlerimde kirlenmeden...
Eski defterlerimin arasında kuruttugum bir papatyasın sen aslında,
Ne ölmeyi ne yaşamayı becerebilen ...
Sen hep ortada kaldın asi yanım,
Bir tarafın uysal cocuk,
Bir tarafın hoyrat serseri...
Sen bile henüz tanıyıp kabullenemedin ki kendini..
Şimdi ben gündoğumlarını sahil kenarındaki banklarda karşılayan yüreğimle,
Bekleyemem seni bilmediğim sokak köşelerinde,
Adresim yok benim,
Adımın anıldığı her yerdeyim...
Cennet kokusunu duyduğumda inan,
Ölmeye senden çok , senden çok hevesliyim...